''TATLI KAÇIK'' / Tiyatro / Komedi 2 perde Sakarya'da - 15.11.2012

''Tatlı Kaçık'', Nurseli İdiz, Armağan Çağlayan ve Şebnem Özinal'ın başrollerini paylaştığı muhteşem bir komedi. 5nokta4 organizasyonu ile 27 Kasım Salı günü saat 20.00'de AFA Kültür Merkezi'nde gösterime giriyor.


"5nokta4" organizasyonu ile “ … Bu dünyada dostun varsa sırtın yere gelmez. Bu böyle.. Tanrı bütün iyi insanları korusun, mümkünse kötüleri de .. “ Tatlı Kaçık / 2. perde TATLI KAÇIK’ta, Suzan Hanım, bu sözleri sadece rol arkadaşlarına değil, hepimize söylüyor gibi. Günümüzde duymaya, hissetmeye, yaşam biçimimiz olarak benimsemeye en ihtiyaç duyduğumuz sözler bunlar.


TATLI KAÇIK; 1966 yılında, büyük oyuncu Nisa Serezli’nin kompozisyonuyla gönüllerimize yerleşmiş, yüzlerce defa, binlerce seyirciye perde açmış bir “efsane oyun”du. Bu kez, 2012 / 2013 tiyatro sezonunda, TİYATRO KEDİ’nin sahnesinde seyircileriyle buluşuyor.

İki perdelik komedide; Samatya'da, dededen kalma bir konağın tek odasında, kedisi ve çözmeye doyamadığı bulmacalarla dolu gazeteleriyle sakin ve mutlu bir yaşam sürdüren gerçek bir “İstanbul Hanımefendisi” Suzan Hanım'ın, yolunun; kendilerine “yasal, gözlerden uzak bir sığınak” arayan üç dolandırıcıyla kesişmesini ve bundan sonra yıldırım hızıyla gelişen entrikaları, tuzakları ve maceraları izliyoruz.

Herşeyin sadece "para" ile ölçülendiği günümüzde, bu biri kız, ikisi erkek üç kişilik “üçkağıtçılar çetesi”; Suzan Hanım'la yaşadıkları komik ve heyecan dolu serüvende, gerçek hayatın değerli olabilmesi için “paranın en son seçenek” olduğunu öğreneceklerdir.

TATLI KAÇIK’ta; NURSELİ İDİZ “Suzan Hanım”ı canlandırırken, ARMAĞAN ÇAĞLAYAN, ŞEBNEM ÖZİNAL ve CELAL BELGİL “Üçkağıtçılar Çetesi”ne , HİLMİ ÖZÇELİK ise Suzan Hanım’ın kadim dostu “Polis Memuru”na hayat verecekler.

"5nokta4" organizasyonu ile

TATLI KAÇIK / TİYATRO / KOMEDİ 2 PERDE Sakarya'da

NURSELİ İDİZ, ARMAĞAN ÇAĞLAYAN ve ŞEBNEM ÖZİNAL'IN BAŞROLLERİNİ PAYLAŞTIĞI MUHTEŞEM BİR KOMEDİ

TARİH: 27 Kasım 2012
SAAT: 20.00

YER: AFA Kültür Merkezi (Kapalı Spor Salonu Karşısı)

Bilet Satış Noktası

Değişim Kitabevi 02642785639

İndirimli Grup Rez: 05324801348

Kaynak:sakaryahaberajansi.com

Tatlı Kaçıklar: Armağan Çağlayan ve Nurseli İdiz’den çarpıcı açıklamalar - 05.11.2012

Çağlayan: Seyirciyi de takip ediyorum


İdiz: Ben böyleyim, böyle kabul edin

Tiyatro Kedi’de sahnelenen ‘Tatlı Kaçık’da buluşan iki tatlı kaçıkla, samimi, sıcak ve eğlenceli bir sohbet gerçekleştirdik. Haylaz jüri üyesi ve yapımcı Armağan Çağlayan ve malum haberler nedeniyle sıkıcı bir yaz geçirdikten sonra ‘Harem’ dizisiyle nefes alan Nurseli İdiz ile kulis havası soluduk…

Medyapım Genel Müdür Yardımcısı Armağan Çağlayan ilginç bir şekilde, Popstar yarışmasıyla popüler oldu. Ancak popülaritesini devam ettirmek için elinde onca fırsat varken gönlünü tiyatroya kaptırdı. Maddi karşılığı dizilerle ve programlarla kıyaslanınca pek bir az kalan sahne hayatına ‘Tatlı Kaçık’ ile devam eden Çağlayan ile sohbetimize Nurseli İdiz de eşlik etti. İdiz, sarhoş olduğu iddia edilen görüntülerinin haber yapılması ve canını sıkan haberlerle dolu geçen yaz aylarının ardından sahnedeki yerini aldı. Ve 31 yıldır yaptığı gibi başrolünü üstlendiği oyunu için çalışmalara koyuldu. Oyunda bir dolandırıcıyı canlandıran Armağan Çağlayan Nurseli İdiz’e övgüler yağdırırken, İdiz de Çağlayan’ı yere göğe koyamadı.

-Nasıl oldu bu oyuna katılmanız?

Armağan Ç.: Oyununun yönetmeni Hakan Altınay teklif etti. Teksti okuyunca “Hakan abi ben bunu oynayabilir miyim” dedim. “Oynarsın oynarsın” dedi. Oynuyorum (gülüyor). Benden bir dolandırıcı çıkar mı diye düşündüm.

- Sonra ne oldu?

Armağan Ç.: Çıktı.

- Dolandırıcı çıktı mı?

Armağan Ç.: Çıktı, çıktı. İyi kötü bir şey çıktı.

-Kendinizi hiç beğenmiyordunuz geçen konuşmamızda öyle söylemiştiniz.

Nurseli İ.: Beğenmiyor hâlâ.

- Öyle mi? Peki bu defa kim ikna etti iyi olduğunuza?

Nurseli İ.: Daha edebilmiş değiliz. Gencay Gürün bile çok iyi şeyler söyledi galada. Onu kötü oyunlara götüreceğim ben. O zaman ikna olacak.

- Bu kadar ustalarla oynayınca mı iyi olduğunu düşünemiyor insan?

Armağan Ç.: Tedirgin oluyorsunuz ama gala günü perde arasında Nurseli “Allah kahretsin seni” dedi. “Kötü bir şey yaptım herhalde. Replik unuttum bir şey yaptım” dedim. Meğer o kadar iyi oynuyormuşum ki ondan öyle söylüyormuş.

Nurseli İ.: Armağan morali düştüğü zaman, bir şeyden etkilendiği zaman biraz tesir altında kalıyor. Onun dışında gerçekten kendini bıraktığı zaman harikalar yaratıyor. Bir defa karizması var. Mesela ben dün bir oyun seyrettim, ismi lazım değil. Genç bir çok oyuncu var. Birçok kariyeri olan tiyatrocu var ama maalesef o sahnedeki ışık başka bir şeydir. O ışık ya vardır ya yoktur. İki tane konservatuar bitirseniz o yoksa fazla da yapacak bir şey yoktur.

- İlla her oyuncunun ışığı vardır denemez yani.

Nurseli İ.: Hayır bir defa Armağan’ın oradan bir şansı var. Karizması olan bir adam. Ayrıca son derece isteyerek yapıyor bu işi. Zamanla daha ustalaşacak. Ben de 10 yıl önceki oyunculuğumla şu andaki oyunculuğumu kıyasladığım zaman şimdi kendimi daha iyi buluyorum. Bir de Armağan’ı tiyatroya gönül verdiği için kutluyorum, aynı zamanda büyük bir mesuliyeti olan başka bir işi var, kaç yüz kişiyi idare ediyor yapım şirketinde. Onu bırakıp buraya provaya gelmesi ve bu büyük sevgiyle hiçbir karşılık beklemeden, elbette manevi karşılık dışında, bu işi yapıyor olması benim için çok önemli. Böyle iyi kalbi, o enerjiyi, o isteği, o arzuyu görebilecek kadar bir ustalığa eriştim artık. Armağan’da bunları görüyorum.

- Herhalde burada da iyi olmak daha yetenekli olmaktan iyi…

Nurseli İ.: Elbette eğitimden yanayım. Ama bir şey vardır ki, bir sürü böyle okul mezunu görürsünüz, ne köy olur ne kasaba. Bu da böyle garip bir şeydir. Çünkü 2 kere 2, 4 değildir tiyatroda. Nasıl ki bir çok mimar diploma alır ama bir tanesi harikalar yaratır, diğerleri normal bir ofiste çalışır. Bunun gibi bir şey. Sanatın matematiği bir yere kadardır. Ondan sonra biraz mistik bir boyuta geçiyor. Orada da öncelikle yürek, enerji, karizma, o Tanrı vergisi ışık gerekiyor. Önce onlar olacak. Onları işlemek da daha kolay.

- Peki, siz duyunca Armağan Çağlayan’la oynayacağınızı ne düşündünüz?

Armağan Ç.: Niye oynayayım ki demiştir!

- Ne alaka filan dediniz mi? Yani öyle bir star kaprisi yapmadınız mı?

Nurseli İ.: Hayır, hayır. Hiç şaşırmadım. Armağan’ın daha önce oynadığını da biliyordum. Bir de Armağan’ı çok eskiden tanıyorum. Beraber çalışmışlığımız var. Çok özel anılarımız var. Onları sanat tarihçileri bulsun.

Armağan Ç.: 14–15 yıl. Bizim tanışıklığımız Prizma programından.

Nurseli İ.: Armağan Çağlayan’ın çok bilinmeyen bir yönü vardır ama ben eskiden beri bilirim. Çok entelektüel bir adamdır. Maalesef Türkiye’de gerçek entelektüel bulmak da zordur. Okumuşluğu, yazmışlığı, kariyeri, vesairesi, çok önemli bir birikimi vardır. Onu ne yazık ki, magazin basını pek bilmez. Kendisi magazinin içinde olduğu halde magazin basını bunu bilmez. İyi bir oyuncu zeki ve istekli olmalı ve tabiî ki ışık olmalı.

İKİMİZ DE ÇOK TEMBELİZ

- Birlikte çalışmışsınız ama bu defa bir sahne paylaşıyorsunuz. Orada ne hissettiniz, zorlukları oldu mu Armağan Bey ile oynamanın?

Nurseli İ.: Çok sıcak biri Armağan, zorluğu falan olmadı. Biz çok benziyoruz bir de. İkimiz de çok tembeliz. Sürekli uyumak istiyoruz, sürekli yemek yemek istiyoruz, sürekli yayılmak istiyoruz. Bu konuda çok anlaşıyoruz. Hep ara olsun istiyoruz. 10 dakika çalışalım, 20 dakika ara verelim. Böyle çıkardık bu oyunu (gülüyoruz).

- Çıkalım oynayalım, dinlenelim diye mi?

Nurseli İ.: Aynen öyle.

Armağan Ç.: 10 dakika oynayalım, yarım saat dinlenelim. Öyle.

- Sahnede hissettiniz mi Nurseli Hanım’ın size desteğini?

Armağan Ç.: Etmez miyim? Sonuçta sizin de iyi oynayabilmeniz karşınızdaki oyuncuya bağlı. Karşınızdaki oyuncu kötü olursa siz de kötü olursunuz.

Nurseli İ.: Doğru söylüyorsun, göz göze olmak çok önemli, oyuncu bir de poposunu dönüp gözünüze bakmazsa yandınız…

Armağan Ç.: Göz göze oynamak çok önemli.

Nurseli İ.: Aslında oyuncu kendine kötülük yapar, kimseye değil.

- Çünkü ne kadar alkışları tek tek almaya alışkın olsanız da orada ekip işi yapmak zorundasınız değil mi?

Nurseli İ.: Sinema, televizyon, şov, bütün bunların içinde en çok kolektif olan iş tiyatrodur. Yani selama çağırırlar ya böyle el ele tutuşulur, işte odur tiyatro. Siz muhteşem bir insan olun, peygamber olun. Eğer karşınızdaki insanlarla o elektriği tutturamazsanız o tiyatro oyunu olmaz. Ben hiç unutmam. Sharon Stone ile Isabella Adjani bir film çektiler. Dünyanın artık iki büyük starı. O kadar berbat bir filmdi ki, o kadar berbat yönetilmişti ki, dünya sinema tarihinin en kötü filmleri arasına girdi. Halbuki iki kadının da kariyerine bakın. Herkes bekledi ama ortaya rezalet bir film çıktı. Dolayısıyla bu iş böyledir. Siz feriştahı da olsanız eğer yönetmen kötüyse, arkadaşlarınızla geçinemiyorsanız, o aranızdaki elektriği kuramıyorsanız olay çöker.

- İstemeye istemeye yaptığın şeyi belli mi ediyorsun, nasıl bir şey bu?

Nurseli İ.: Yüreğini veremiyorsun herhalde.

Armağan Ç.: Motivasyonunuz yoksa tiyatroda oynamak mümkün değil. Çünkü burada para kazanmıyorsunuz ki.

- Siz “Sahneye çıkınca işin ciddiyetini ve ne kadar önemli olduğunu anladım” demiştiniz…

Nurseli İ.: Başta devamlı seyirciye bakıyordu. Sonra o huyundan kurtuldu.

Armağan Ç.: Canlı yayından kalma bir alışkanlık olsa gerek. Orada da bakardım. Ne konuşuyorum, konuştuğum şeye ilgililer mi yoksa aralarında konuşuyorlar mı? Aralarında konuşuyorlarsa benim mevzuu değiştirmem lazım. Şimdi burada da kaldı o alışkanlık. İçeri gireyim arkada sırada kim oturuyor, üstünde ne renk kıyafet var, hepsini söylerim. Galada mesela katılan herkesi biliyorum, kim nerede oturdu, üstünde ne vardı.

- Her şeye hakim olmak mı istiyorsunuz acaba?

Nurseli İ.: Görsel algı yüksek işte. Bakın, Armağan’ın elinde koskoca bir yapım şirketi var. Kendine popüler bir dizide rol de ayarlayabilirdi, sadece egosu söz konusu olsaydı. O tiyatroyu tercih etti. Bizim konservatuar mezunu tiyatro oyuncularımız, yıllardır tiyatro sahnesine çıkmıyorlar. Bir tanesi bana “Para alıyor musunuz” diye sordu. “Yok” dedim “Çok cüzi şeyler alıyoruz”. “Ben” dedi “Hayatta uğraşamam”. Ama o “Hayatta uğraşamam” diyen insan ekranda da öyle sıradan biri oluyor ancak. Bir gün biriyle daha böyle tartışmıştım. “Ah Nurselicim biz tiyatrocular…” dedi ama en az 20 sene önce çıkmış sahneye. Dedim ki, “Sen tiyatrocu değilsin. En son ne zaman oynadın”. Sinirlendim. Tiyatro okulunu bitirmek tiyatrocu olmak değil.

- Siz kendinize hakaret gibi algılıyorsunuz?

Nurseli İ.: Ben 31 senedir oynuyorum, hep sahnedeyim; çok oyun oynadım. Her yeni oyunda “Nurseli İdiz tiyatroya döndü” diye yazıyorlar. Aklımı kaçıracağım.

- Zor geldi mi ‘Tatlı Kaçık’, yaşlı bir kadın oynuyorsunuz ve ayrıca Nisa Serezli ile de mukayese durumu var?

Nurseli İ.: 52 yaşındayım, ama henüz 45 gibi durduğumu söylüyorlar ama öyle bir yaş grubu ki oynadığım, artık şimdi 70 yaşında insanlar bile öyle değil. Bu biraz unutulmuş ve eskimiş bir kadın. Artı Nisa Hanım’ı sahnede izlemiştim, ilkokuldaydım annem alıp beni götürmüştü. Hala gözümün önündedir. Nisa Hanım gibi de oynamamak gerekiyordu. Çünkü Nisa Hanım ayrı bir anatomisi, ayrı bir yapısı, ayrı bir sesi var. Dolayısıyla onu benim çok farklı yorumlamam gerekiyordu. O arada güzel bir geçiş buldum. Yaşını çok da bilemiyoruz. 50 yaşında mı, 65 yaşında mı? 80 yaşında da değil yani.

- 25 yaşında birini de oynayabilirsiniz.

Nurseli İ.: O kadar da değil.

- Görüyorum. Gözünüzde rimel bile yok şu anda. Sizde de öyle bir yaşsızlık durumu var.

Nurseli İ.: öyle görüyorsan ne mutlu bana.

-Armağan Bey, bu kadar ciddi işler yaptınız ama bir haylazlık durumu var sizde de.

Armağan Ç.: O var, doğru.

- Peki oyunda “İnsanlara bir karışayım, müdahale edeyim” gibi şeyler içinizden gelmiyor mu?

Armağan Ç.: Yok canım, gelmiyor. Sadece kendimle ilgileniyorum. Kendimle ilgili fikir üretirim. Başkasıyla ilgili bir şey söylemem. Bu haddim değil zaten.

-Seyirciye bakınca, niye gülmüyorsunuz demek gelmiyor mu içinizden?

Armağan Ç.: O kadar da değil ama arkaya gidip söyleniyorum. İkinci sırada oturan adam pabuç gibi, domuz gibi oturuyor diyorum.

Nurseli İ.: Sürekli bilet satışlarını soruyor bir de. Dolu olsun istiyor salon devamlı.

- Umurunuzda oluyor mu seyirci sayısı gerçekten?

Armağan Ç.: Çıkıp 10 kişiye oynamak var. Bir de dolu dolu salona oynamak var.

Nurseli İ.: Patronun dolulukla ilgili derdi başka. Bizim dolulukla ilgili derdimiz başka. Çünkü biz belli bir ücret alıyoruz yani. Boş da olsa alıyoruz, dolu da olsa alıyoruz ama o dolu seyirciyle birebir temas bambaşka, seyirciden tek bir nefes geliyor.

- Çok uzun oynadığınız oyunlar da oluyor. Aylarca, yıllarca hep aynı oyun. Sıkılmıyor musunuz?

Nurseli İ.: Her gün nasıl farklı bir güne başlıyorsunuz, aynı öyle; her gün başka bir oyuna başlıyorsunuz. Farklı bir ruh durumuyla, o günkü ruh durumuyla oynuyorsunuz.

Armağan Ç.: Bazen bir insan çok iyi oynar. İki gün sonra çok kötü oynar. Halbuki iki gün önce oynayan da aynı adam, 2 gün sonra oynayan da aynı adam.

Nurseli İ.: Biz ona “Bu geceki seyirci şanslıydı” veya “Seyirci şanssızdı” deriz. Ama seyirci onu asla algılamaz. Ama bazen öyle bir enerji patlaması olur ki bambaşka bir oyun çıkar ortaya. Onu siz bilirsiniz. Çok kafa karıştırıcı bir şey.

Armağan Ç.: Sahnedeki birisinin mesela modunun düşük olması hemen öteki oyunculara da yayılıyor. Birisi yükselsin hepsi yükseliyor.

Nurseli İ.: Antony Hopkins olsun değişmez durum yani.

Armağan Ç.: O tempoyu siz de yakalamak zorundasınız. Biri düşük oynasa, siz yüksek oynasanız abes olacak. Siz de oraya çıkıyorsunuz. Ama oyun düşük başladı, düşük gider. Hiç şansı yok.

-O zaman insanların da kendi enerjisinin, ruh halinin çok önemi var.

Nurseli İ.: Çok önemli tabii. Enteresan bir şey var. Berbat bir şey de yaşasanız o kulise gelince ruh hali gidiyor.

Armağan Ç.: Seyircinin verdiği reaksiyon da önemli. Ne kadar reaksiyon verirse sizin enerjiniz o kadar yükseliyor. Ama Japon seyirci varsa! Geçmiş olsun. Oyun Japonya’da geçiyor o zaman.

- O da çok enteresan. Yani aynı replik, aynı oyun, aynı oyuncu.

Armağan Ç.: Olabiliyor. Bütün Japonlar bir araya gelebiliyor. Mümkün yani.

- Sizin için etkilenmemek daha kolay belki. Çok tecrübelisiniz.

Nurseli İ.: E, tabii yansıtmamaya çalışıyoruz. Mesela oyunda şöyle bir replik var, “Gideyim de kabak rendeleyeyim” diyor oyuncu arkadaşımız. Hiç komik değil aslında. Dün kahkahadan öldü bazıları. “Ben gideyim gülenleri döveyim” dedim. Bazen böyle seyirci geliyor, neye güldüğü belli olmuyor. Bazen gerçek manada iyi bir şeye gülen seyirci geliyor.

- Bir yandan ayrı ayrı işleriniz de devam ediyor. Nasıl gidiyor Harem seti?

Nurseli İ.: Harem iyi gidiyor. Set çok eğlenceli. Gani çok pozitif bir insan. Yaratıcı bir insan. Devamlı caz müziği çalıyor, klasik müzik çalıyor. Gülüyoruz. Söylüyoruz. Çok hoş yani, her şey. Sadece parayı düşünmeyen bir yapımcı, yaratıcılığa da önem veriyor. 5 bin metrekare set yapıldı.

Armağan Ç.: Artık Türk dizileri yurtdışına satıldığı için kalitesiz bir iş yapma durumumuz yok. O şansınız ortadan kalktı maalesef. Yani iyi iş yapacaksınız, dışarıya da satacaksınız. Çünkü şu anda taliplisi de var. Çok da fazla. Eğer averaj bir iş yaparsanız satamıyorsunuz. O yüzden prodüksiyon kalitesi çok yukarı gitti.

-Harem’in kostümleri, dekoru, diyalogları çok konuşuldu… Kim eleştirmişti hiç komik değil diye?

Nurseli: İşte o “Kabak rendeleyeyim” diyene gülen biri herhalde. Bir de bu absürt komedi. Türü çok farklı. Bu devekuşu kabare tarzı bir komedi değil. Yani her şeyin ayrı bir türü var. Onu, ona göre değerlendirmek lazım. Biraz da okumuş, yazmış bir insana göre bir iş bu.

Armağan Ç.: Bence ‘İşler Güçler’e gülenler ona da güler.

- Biraz o günkü gazeteleri okumak, o hafta ne olup bittiğini bilmek lazım.

Nurseli İ.: Çok sıkı politik taşlamalar var içinde. Yani politikayla ilgilenmiyorsanız ve dünyada ne olup bittiğini bilmiyorsanız gülmezsiniz. Sadece magazin dergisi okuyorsanız tabii ki Harem’e gülmezsiniz.

- O ekiple çalışmış mıydınız daha önce?

Nurseli İ.: Gani’yle mi? Kahpe Bizans yaptık ya.

- Aaa doğru! İşte bak oradaki halinizle aynısınız.

Nurseli İ.: Lütfen sen bizimle kal bir yere gitme (gülüyoruz)… Tam 10 yıl önceydi gerçekten.

- Kaç dizi var şu anda Medyapım’da?

Armağan Ç.: 5 tane ayıptır söylemesi, çok değil.

- Onlarla birebir ilgileniyor musunuz?

Armağan Ç.: Set başladıktan sonra artık daha az ilgileniyorsunuz. Benim işim set başlayana kadar. Senaryosu, setinin kurulması, kastı, benim işim bu.

- Daha çok sevdiğiniz bir dizi var mı içlerinde?

Armağan Ç.: Olmaz mı? Sizin röportaj yapmaktan daha çok keyif aldığınız insanlar olmuyor mu?

- Geç saatlere kadar sürüyor mu harem seti, öyle duydum?

Nurseli: E bazen oluyor tabi. Olmaz mı? Geçenlerde sabaha karşı 5,30’da bir taksiye bindim. Makyajımı filan da çıkarmamışım. “Abla” dedi, “Filmci misin?” “Evet kardeşim” dedim. “Bu saatte ya pavyoncu olur, ya filmci olur” dedi. Adam baktı pavyoncu olacak tip yok. Filmci olduğuma karar verdi.

Armağan Ç.: Acayip tabii. Her hafta 90 dakikalık bir film yapıyorsunuz.

- Düzelmeyecek mi bu durum Armağan Bey?

Armağan Ç.: Düzelmeyecek.

- Bari siz 5’ini birden kısaltın mesela, bir başlangıç yapın.

Armağan Ç.: Bu durum kanallarla ilgili. Yapımcı olarak biz bir kanala gidip de bundan 45 dakika veriyoruz dersek adama derler ki çektiğini evinde seyret. Benim ilkem bu. 90 dakika. Bu şartları kabul ediyorsan bu şartlarda yayınlarsın.

- Nurseli Hanım, sosyal medyada var mısınız, kullanıyor musunuz paylaşım sitelerini?

Nurseli İ.: Kullanacağım inşallah. Yeni bir tane alet aldım.

Armağan Ç.: Ama twitter çok yanıltan bir şey. Twitter’a baksanız şu anda Türkiye’de CHP zaten tek başına iktidar yani.

- Siz takip ediyorsunuz faal olarak da kullanıyorsunuz Twitter’ı?

Armağan Ç.: Gençleri takip ediyorum ben.

- Az mı uyuyan bir adamsınız siz? Gün planlamanız nasıl?

Armağan Ç.: Erken yatıyorum, 11 gibi. Tavuk gibiyimdir. 7’yi 10 geçe kalkarım. 7’yi 11 geçmez. Öğleden sonra hayata başlayanlardan değilim. Gececi değilim ben. Her gün işe giderim. 5-6 gün de spor yapıyorum.

Nurseli İ.: Ben de yeni yazıldım spora. Başlıyorum bakalım hayırlısı.

- Pilates yapın bence.

Nurseli İ.: İşte hoca yapacak bir şeyler bana da. Salonda yapılan sporları sevmiyorum. Allah’tan gittiğim yerde kapalı havuz var. O çok iyi.

Armağan Ç.: Ama öyle köpekleme yüzünce olmuyor öyle. Pat pat pat, kalori yakılmıyor. Onun bir ritmi olması lazım. Pilates de tembeller için. Yattığınız yerden yapın bakalım. Sadece 100 kalori biliyorsunuz değil mi? O kadar pilates yapıyorsunuz.

Nurseli İ.: Tiyatroda bir gecede 1 kilo gidiyor biliyor musunuz? Ama sonra gidiyoruz kebap, rakı bitiyor her şey.

Armağan Ç.: Sonra sabah 6’ya kadar rakı. Geçmiş olsun.

31 yıldır sahneye kim çıkıyor, kardeşim mi?

-Rakı demişken, çok canınızı sıkan haberler çıkmıştı yazın?

Nurseli İ.: Her zaman çıkıyor canımı sıkan haberler. Çünkü ben zaman zaman yapıyorum bir şeyler, ediyorum. Ondan sonra haberler çıkıyor. Sonra işime dönüyorum. Artık beni böyle kabul etsinler.

Armağan Ç.: Ettiler zaten.

Nurseli İ.: Ettiler zaten. Bakın, bir zahmet merak edenler Vikipedia’ya girsinler, yaptığım işlere baksınlar. O işleri benim kız kardeşim değil ben yapıyorum. Onun dışında da canım ne isterse onu yapıyorum. Bir de sanki bu piyasada herkes süt içiyor da ben rakı içiyorum. Öyle yapıyorlar.

Armağan Ç.: Ben süt içiyorum.

Nurseli İ.: Sen özel bir adamsın.

-Sanki Nurseli İdiz sürekli geziyor tozuyor gibi bir imaj çiziliyor, bu oyunları kim oynadı o zaman?

Nurseli İ.: Biri yapıyor herhalde. Var bir tane gizli bir ben daha, saklıyorum onu. Ben sıkışınca meyhaneye gidiyorum! Doktor tavsiyesi şöyle “Ben böyleyim, beni böyle kabul edin de”, dedi. 50 yaşından sonra değişecek halim yok. Ama bir daha o kadar içmesem iyiydi. (gülüşmeler)

Armağan Ç.: Niye mesela sadece Nurseli Hanım’a içiyormuş muamelesi yapılıyor. Ben de içiyorum. Hepimiz içiyoruz. Beni de çekebilirler. Onda bir şey yok ki.

Nurseli İ.: Ha bir de sen sapıtmıyorsun. Sapıtanlar var. Feci sapıtanlar var. Ben birinci sayfadan giriyorum direkt. Başkalarının felaketlerine bayılıyoruz biz.

Yoğun bakımda. İçki içti. Köprü altında. Hafif de sürünüyor yerde yılan şeklinde filan. Ohhh böyle salyalar akıyor. Böyle bir durum var.

Kaynak:elifaktug.com